“Herr Kappus, yüreğinizde çözülmemiş şeylere karşı ses çıkarmadan beklemenizi ve sorularınızı kapalı odalar, yabancı dilde yazılmış kitaplar gibi sevmenizi istiyorum. yaşamadığınız için size verilmeyen cevapları şimdi araştırmayın. her şey yaşanmak ister. siz şimdi sorunlarınızı yaşayın."
*
Her yede var olan Tanrı’ya artık inanmadığımızdan, çocukluğunuzu ve çocukluğunuza bağlı olan yalın, sessiz olanı düşünmek sizi korkutup içinizi sızlatıyorsa, o zaman, kendi kendinize, tanrıyı gerçekten mi kaybettim, diye sorun.
*
İnsanın hayatında hiçbir alan, aşk alanı kadar geleneklere dolanmış değildir.
*
Eğer bilgimizin erdiğinden daha uzağı görebilseydik, bir parça da atalarımızın hazırladıkları eserlerin dışına bakabilseydik, belki de o zaman üzüntülerimize sevinçlerimizden daha büyük bir güvenle katlanabilirdik, Çünkü bu anlar, içimize yeni, bilinmeyen bir şeylerin girdiği anlardır.
Rainer Maria Rilke, Genç Bir Şaire Mektuplar
Okuduğum ve araştırdığım kitap ve dökümanların benim tarafımdan 'edit' edilmiş alıntılardan oluşan bir blog sitesidir. Alıntılanan her cümlenin kaynağı eksiksiz verilmeye çalışılmıştır.
2 Aralık 2012 Pazar
Sait Faik, Kumpanya
“Hep böyle söyleriz” [dedi], “Anadolu çekmez, Anadolu istemez, Anadolu anlamaz. Bu yüzden dünyanın en aşağılık filmlerini biz yaparız. Anadolu şöyledir Anadolu böyledir. İçimizde Anadolu’yu bilen bile yok.”
*
Üsküdar, İstanbul’dan Diyarbakır kadar uzaktır.
*
Üsküdar, İstanbul’dan Diyarbakır kadar uzaktır.
Sait Faik, Kumpanya
Cesare Pavese, Günlükler
Suçun biraz da bizde oluşu mu? Bütün suç bizdedir oysa, bundan da kurtuluş yoktur. Hep böyledir bu.
*
Bir kadına ondaki potansiyelden bahseden kişi boynuzlanan ilk kişi olacaktır. Matematiksel bir şeydir bu. Evet, matematiksel.
*
Bir kadına ondaki potansiyelden bahseden kişi boynuzlanan ilk kişi olacaktır. Matematiksel bir şeydir bu. Evet, matematiksel.
*
Bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. Her zaman başarır bu işi.
Bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. Her zaman başarır bu işi.
Bacon, Denemeler
İnsanın kafasından boş düşünceler, böbürlenmeler, yanlış değerlendirmeler, tatlı kuruntular, bütün bu gibi şeyler çıkarılacak olursa, çoğu kimsenin kafasında geriye, kendilerinin bile hoşlanmayacağı, üzüntü, tedirginlik dolu zavallı cılız şeylerin kalacağını bilmeyen var mı?
*
İnsanların ölümden korkması, çocukların karanlık bir yere girmekten korkmalarına benzer.
*
Mutluluk kötülüğü, mutsuzluk erdemi doğurur.
*
Erkek ne zaman evlenmelidir sorusuna Thales şu cevabı vermiş: “genç adam için erken sayılır daha, yaşlı adam içinse artık geçtir.”
*
İnsanların ölümden korkması, çocukların karanlık bir yere girmekten korkmalarına benzer.
*
Mutluluk kötülüğü, mutsuzluk erdemi doğurur.
*
Erkek ne zaman evlenmelidir sorusuna Thales şu cevabı vermiş: “genç adam için erken sayılır daha, yaşlı adam içinse artık geçtir.”
Elisabeth Wright, Lacan ve Postfeminizm
Freud’a göre cinsel farklılığın kökeninde, erkek ve dişi organları arasındaki anatomik farklılıkların, varlık ve yokluk terimleriyle ifade edildiğinde kazandığı anlam vardı. Sonuçta hiçbir cinsel kimlik tam değildi: Kadınlar penis kıskançlığından, erkekler ise kastrasyon anksiyetesinden mustaripti.
*
Dil ve konuşma insanoğlunu kastrasyona maruz bırakır. Lacan’a göre önemli olan dilin, bütün konuşan varlıklar üzerinde uyguladığı sınırlamadır; bu sınırlamayla bedenin motivasyonu (Freudcu güdü) tam bir tatminden yoksun bırakılır. Bu da simgesel kimliği ile kimliği taşıyan bedeni arasında bölünmüş bir özne, yani Lacan’ın gizemli ‘yasak özne’sini yaratır.
*
Şüphesiz kadınları maskeleriz, çünkü kadını keşfedemeyiz. Onu sadece icat ederiz.
*
*
Dil ve konuşma insanoğlunu kastrasyona maruz bırakır. Lacan’a göre önemli olan dilin, bütün konuşan varlıklar üzerinde uyguladığı sınırlamadır; bu sınırlamayla bedenin motivasyonu (Freudcu güdü) tam bir tatminden yoksun bırakılır. Bu da simgesel kimliği ile kimliği taşıyan bedeni arasında bölünmüş bir özne, yani Lacan’ın gizemli ‘yasak özne’sini yaratır.
*
Şüphesiz kadınları maskeleriz, çünkü kadını keşfedemeyiz. Onu sadece icat ederiz.
*
Simgesel olan tekrar yoluyla gerçek üzerinde işler ancak asla gerçeğe dönüşmez. Dildeki her sözcüğün kullanımı, bir kimliğin inşa edilme ve hayata geçirilme çabası içerisinde, gerçeğin bir parçasını yakalamaya yönelik bir tekrardır.
Elisabeth Wright, Lacan ve Postfeminizm
Orhan Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı
Ben ilk roman yazmaya başladığım 1970’lerin ortasında, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi romancıları “düşünceli” oldukları için de severdim. Bu yazarların yalnız anlattıkları insan deneyimi ile değil, anlatım yolları ile de aşırı dertlendiklerini gördükçe memnun olurdum.
*
Konumuz için, roman sanatının temel özellikleri açısından daha ilginç olan şey, film seyircisinin saflığına gülümseyen, filmlerde kötü kahramanları canlandıran yarı ünlü oyuncuların İstanbul sokaklarında öfkeli seyirciler tarafından tanınınca azarlanmasına, dövülmesine, hatta hayatta olduğu gibi linç edilmeye çalışmasına kahkahalar atan “bilgili, kültürlü” okuyucuların, daha sonra bana “Orhan Bey, siz Kemal misiniz? Bunları hakikaten yaşadınız mı?” diye sormadan edememeleridir.
*
Tolstoy’un dünyası incelikle, duyarlıkla örülmüş eşyalarla kaynaşırken, Dostoyevski’nin odaları sanki bomboştur.
*
Ben geleneksel dünyadan modern aleme roman okuya okuya geçtim. Bu, ait olmam gereken bir cemaatten kopup yalnızlığa geçmek anlamına da geliyordu.
*
*
Konumuz için, roman sanatının temel özellikleri açısından daha ilginç olan şey, film seyircisinin saflığına gülümseyen, filmlerde kötü kahramanları canlandıran yarı ünlü oyuncuların İstanbul sokaklarında öfkeli seyirciler tarafından tanınınca azarlanmasına, dövülmesine, hatta hayatta olduğu gibi linç edilmeye çalışmasına kahkahalar atan “bilgili, kültürlü” okuyucuların, daha sonra bana “Orhan Bey, siz Kemal misiniz? Bunları hakikaten yaşadınız mı?” diye sormadan edememeleridir.
*
Tolstoy’un dünyası incelikle, duyarlıkla örülmüş eşyalarla kaynaşırken, Dostoyevski’nin odaları sanki bomboştur.
*
Ben geleneksel dünyadan modern aleme roman okuya okuya geçtim. Bu, ait olmam gereken bir cemaatten kopup yalnızlığa geçmek anlamına da geliyordu.
*
Bazı romancılar okurun gözünde bir büyük anıt dikmek için (Borges gençliğinde yazdığı bir yazıda Ulysses’i bir katedrale benzetir), bazıları da Proust gibi okurların kafasında resimler canlandırmak için yazarlar. bazı romancılar başkalarını anlamakla, bazıları da başkalarınca anlaşılmamakla gururlanırlar.
Orhan Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı
Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
“Gereklilikten doğan, olmasını beklediğimiz, günbegün yinelenen her şey dilsizdir. Sadece rastlantı bir şeyler söyler bize. Onun diyeceklerini Çingenelerin kahve falı bakması gibi karineyle çıkarırız. […] … Gizemli kesişmelerin büyüsüne kapıldığı için roman[ları] kınamamalı; asıl, gündelik yaşamdaki bu tür kesişmeleri göremediği için insanoğlunu kınamalı. Çünkü böylelikle yaşamını güzelliğin bir boyutundan yoksun bırakmaktadır insanoğlu.
*
Kadın, “kaktüs fotoğrafları bile çeksen kendi yaşamını yönlendiriyorsun demektir. Sadece kocan için yaşarsan, kendine ait bir yaşamın olmaz,” dedi.
Birden tepesi attı Tereza’nın: “Benim yaşamım kocamdır, kaktüsler değil” dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)